Monday, 15 August 2005

Kelp Ormanlarına Dalış






     


Hiç Akvaryuma Daldınız mı?


Çoğu dalgıç hayal kurar bir akvaryum gördüğünde. Hele denizden uzaktaysa ve uzun zamandır dalış yapmadıysa. Sessiz dünya ile tekrar buluşacağı günleri hayal eder. Bazılarımız abartır. “Öyle bir makine olsa ki, beni küçültse, seyrettiğim şu akvaryuma dalabilsem” deriz. Hani “Eyvah Çocuklar Küçüldü” filminde olduğu gibi. Bu hayalle akvaryumun başında takılır kalır, zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Ben de bu hayalperestlerden biriyim. Ama sonunda hayalim gerçek oldu. Yok yok teknoloji daha o kadar gelişmedi. Nasıl mı oldu? California sahillerinde kelp ormanlarına dalış yaptık. Kelplerin arasında dalmak, sanki küçülüp akvaryuma girmek gibiydi.


Soğuk Suya Alışmak! 

Ağustos ayının ilk haftası, kardeşim Ceyhun ile birlikte, San Diego şehrinden, San Francisco`ya kadar ABD`nin Batı kıyılarını gezdik ve imkân buldukça dalış yaptık. İlk dalışımızı “Dive Connections” adlı dalış merkeziyle San Diego`da gerçekleştirdik. Dalış bölgesi San Diego`ya 20 mil uzaklıkta, ancak Meksika`ya ait olan, insan yerleşiminin olmadığı, foklara ve çeşitli kuş türlerine ev sahipliği yapan Coronado adaları idi. 70 dakikalık bir tekne yolculuğundan sonra dalış bölgesine vardık. ABD`nin çoğu yerinde olduğu gibi, San Diego`da da tekne dalışları rehbersiz yapılıyor. Yani bir rehber dalgıçla dalıp, grubu takip etmiyorsunuz. Bizim dalışlarımız da böyle oldu. Tekne demirledikten sonra, dalış bölgesi hakkında kısa bir brifing aldık. Daha sonra herkes kendi dalış planını yapıp, badisi ile suya atladı. Biz de öyle yaptık. Suyun soğuk olacağını biliyorduk. Ama bu kadarını tahmin etmemiştik. Dalış bilgisayarım, 20 metre derinlikte su sıcaklığını 12 derece gösteriyordu. Görüş 5 metre civarındaydı. Dalış soğuğa rağmen güzel geçti.Değişik mercan türleri ve bölgeye özgü kırmızı renkli Garibaldi balıkları ile karşılaştık. Tüm arzumuza rağmen kıyıda güneşlenen fokları suyun altında görmek imkânımız olmadı. İkinci dalışımızı da aynı bölgede ancak başka bir adada yaptık. Bu sefer üşümemek için 5mm`lik iki parça elbisemizin altına 3 mm`lik “shorty”lerimizi de giydik. İki dalışta da kelplere rastlamadık. Zaten kelp dalışını yarına bırakmıştık. Dalış bitip, San Diego`ya döndüğümüzde bilmediğimiz soğuk sularda kazasız belasız bir dalış yapmanın ve değişik yerler görmenin mutluluğu içindeydik. Ancak aklımız kelplerdeydi. Kıyıda malzemelerimizi yıkarken kötü haber geldi. Yeterince dalgıç olmadığı için yarınki tekne ve dolayısıyla kelp dalışı iptal. Hevesimiz kursağımızda kaldı. Diğer dalış merkezleriyle de konuştuk. Ama dalışa çıkacak tekne bir türlü bulamadık.

Amerika Özgürlükler Ülkesi

Dalış merkezlerine tekne sorarken, halimizi gören bir Amerikalı , “Niye bu kadar uğraşıyorsunuz, kendiniz kıyıdan dalsanıza” dedi. Nasıl yani? diye sorduk. Dalmak istediğiniz yeri tespit edin. Tüpünüzü ve ağırlıklarınız kiralayın? Dalışınızı serbestçe yapın diye cevap verdi. Peki, biz Amerikalı değiliz. Bir yerden izin almamız gerekmez mi? Polis, Sahil Güvenlik, Liman Müdürü vs. diye sorduk. Amerikalı “Ne izni? Burası özgürlükler ülkesi” diyerek gülümsedi.




Parktan Dalış 

Kıyı dalışı aklımıza yattı. Ertesi gün, bir dalış merkezine gidip, tüpleri ve ağırlıkları kiraladık. Bunun için sadece PADI kartımı göstermem yeterli oldu. Diğer uluslararası dalış kartlarını da, dalgıçların seviyesine bakmasızın kabul ediyorlarmış. Dolayısıyla her dalgıç, dalış emniyeti bakımından, kendi bacağından asılıyor. Kendiniz ve dalış eşiniz dışında sizi kontrol eden kimse yok. Olumlu ve olumsuz yönleriyle tartışmaya açık bir sistem. Neyse, malzemeleri aldıktan sonra arabaya yerleştirip, hedefimizi San Diego`nun kuzeyindeki La Jola semti olarak belirledik. Şehrin bu kısmı biraz Antalya`yı andırıyordu. La Jola, tek katlı evlerin olduğu şehrin en güzel ve varlıklı semtlerinden biri. Sahil kayalık. Deniz, kıyıya 15-20 metre yüksekliğinde dik uçurumlarla bağlanıyor. Koyun Güneydeki ucunun hemen üstünde, manzaralı yeşil bir park var. Buradan merdivenlerle küçük bir kumsala iniliyor Koyda denize girilebilecek tek nokta. Arabamızı hemen yolun kenarına park edip malzemelerimizi parkın yeşil çimenlerinin üzerine indirdik. Ancak endişem devam ediyordu. Bunca insanın içinde burada dalış yapılır mı diye aklımdan geçti. Sanki bir “bekçi” peydahlanıp, “Hop hemşerim ne işiniz var burada. Basmayın çimenlere! Ben dalış malış anlamam” diyecek gibi geliyordu. Bu ruh haliyle, malzemeleri kuşanmadan, bir park görevlisi aradım. Sonunda birini, bulup, burada dalış yapabilir miyiz? diye sordum. Görevli keyfinize bakın diyince, artık iyice emin olup, içim rahatlamıştı. Parka yayılıp, çimenlerin üzerinde malzemelerimizi kuşandık. Arabayı kilitleyip, anahtarını BC`min cebine koydum. Sırtımızda tüpler, tam malzeme, yoldan geçen insanların umursamaz bakışları arasında plaja doğru yürümeye başladık. Uzaydan gelmiş yaratıklar gibiydik. Ancak bizim alışık olmadığımız bu manzara, etrafımızdakilere normal geliyordu.




 Kelplerle Buluşma 

Planımız, plajdan 400 metre açıkta olduğunu tespit ettiğimiz kelp ormanına kadar yüzmek ve dalışa başlamaktı. Fotoğraf çekme görevini kendime, pusulayı kullanmak görevini Ceyhun`a verdim. Planı başarıyla uyguladık. 12-15 metre derinlikte, bir saati aşkın dalış yaptık. Görüş yine 5 metre, su sıcaklığı ise 14 derece idi. Dalış rüya gibi geçti. Gerçekten kendimizi akvaryumda hissettik. Ceyhun bir ara kendini kaptırıp, kelpler arasında artistik hareketler yapmaya başladı. Yüzeye çıktığımızda ne yapıyordun diye sorunca. “Abi o kadar güzeldi ki kendimi kelplerin arasında balık gibi hissetim” diyerek güldü. Dalışı bitirdiğimizde, soğuktan titriyorduk. Ama aldığımız keyif her şeye değerdi.




Nedir bu Kelpler ?

Akşam yemekteki tek konumuz yaptığımız dalıştı. “Yahu şu kelplerden bir fide alsak? Marmara veya Karadeniz`e götürsek! Acaba oralarda yetişmez mi” diye aklımıza geldi. Kelpler okyanusların en büyük yosunları. Deniz tabanında kayalara tutunup, sarmaşık gibi okyanus yüzeyine kadar uzanıyorlar. Boyları 2 ila 30 metre arasında değişiyor. Dev kelpler (macrocystis pyrifera) 60 metreye kadar ulaşabiliyor. Bunlar yaz aylarında günde 30 ila 60 cm arasında boy atıyorlar. Koloniler oluşturduklarından, kelpleri tanımlarken orman tabiri kullanılıyor. Soğuk suları (4 ila 20 derece arasında) tercih ediyorlar. Büyümeleri fotosenteze bağlı. Temiz, planktonu zengin ve nispeten berrak suları seviyorlar. Kelplerin su altında dik bir şekilde durmalarını yapraklarının hemen altında tohuma benzer hava yastıkları (pneumatocysts) sağlıyor. Ömürleri türlerine ve okyanus koşullarına göre 1 ila 7 yıl arasında değişiyor. En meşhurları ABD`nin Batı sahillerinde olmakla birlikte, Batı Avrupa (özellikle İskoçya), Kuzeydoğu Asya, Güney Afrika, Güney Avustralya ve Yeni Zelanda ve Güney Amerika`nın Batı Sahillerinde de yaşıyorlar. Kelpler bulundukları ortamda, birçok canlıya ev sahipliği yaptıklarından, kendilerine özgü bir eko-sistem yaratıyorlar.



Foklar 

San Diego`dan sonra Ventura ve Monterey`de de aynı sistemle kıyı dalışları yaptık. Ventura`da, met-cezir (gel-git) saatlerini dikkate almamanın cezasını ödedik. Burada dalarken gel-git yüzünden başlayan akıntı görüş mesafesini bir anda sıfırladı ve dalışı istemeden sonlandırdık. En güzel kelp dalışımızı, Monterey`de “Lover`s Point” adlı bölgede foklar eşliğinde yaptık. Tüm dalışımız boyunca iki liman foku ile kelpler arasında yarım saat oynadık. Etrafımızda bir iki tur attıktan sonra, kendilerine zarar vermeyeceğimizi anlayan fokların ilk hareketi paletlerimize sarılmak ve dostça ısırmak oldu. Daha sonra etrafımızda çılgınca yüzerek, sırtımıza kadar çıktılar. Dalışımız sanki bitmesini istemediğimiz bir rüya gibiydi. Foklarla sualtında karşılaşmayı bekliyorduk, ancak onlarla böyle oynayacağımız aklımızın ucundan bile geçmemişti. Dalış bitiğinde aldığımız keyif tarifsizdi.






Türk Havlusu 

Monterey ABD`nin en meşhur akvaryumlarından birine ev sahipliği yapıyor. Binlerce insanın her yıl ziyaret ettiği ve aynı zamanda dünya çapında bir araştırma merkezi olan bu Akvaryumu gezip de, okyanus dostu sıkı bir çevreci olmamak mümkün değil. Akvaryum, herkese ve özellikle çocuklara deniz ve sualtı dünyasını sevmeyi ve korumayı öğretmek için eşsiz bir eğitim merkezi. Türkiye`nin de böyle bir Akvaryuma sahip olması ne güzel olurdu. Akvaryumu gezerken, Türkiye bağlantılı iki şey öğrendik. Biri “Warty Comb Jelly” (mnemiopsis sp.) adı verilen bir denizanası türünün 1980`lerin başında, gemilerin balast suyunda Karadeniz`e girerek, burada çoğalması ve aşırı düzeyde plankton tüketerek, hamsi stoklarının azalmasına sebep olması. Karadeniz`deki eko-sistemin bu şekilde bozulmasına, dünyanın diğer ucunda duyarlılık gösterilmesine şahit olmak gerçekten kayda değerdi. İkinci öğrendiğimiz şey ise, Monterey`deki yosun türlerinden birine Türk Havlusu (chondracanthus exasperatus) denilmesi oldu. Yosunu gösterdiler. Hemen fotoğrafını çektik. Ancak bu yosuna neden Türk Havlusu dendiğine dair izahat alamadık. Bir Amerikan Şirketi, Türk havlusunu, okyanustan toplanması yasak olduğu için, büyük su tanklarında yetiştirerek, 2004 yılında itibaren kozmetik sanayinde kullanmaya başlamış. Vitamin ve mineral bakımından çok zengin olduğundan özel bir cilt bakımı kreminin hammaddesiymiş.







California dalış maceramız Monterey`de son buldu. Ne yazık ki fok dalışını zamanımız kalmadığı için tekrarlayamadık. Ancak California`da geçirdiğimiz bir hafta, geriye unutulamayacak anılar bıraktı. Gezi sırasındaki tüm fotoğrafları, yeni aldığım Olympus PT-027 Housing içinde Olympus C-7070 dijital kamera ile çektim. Harici flaş ve geniş açı lensim yoktu.

www.colorsofoceans.org

No comments: